1 Ağustos 2012 Çarşamba


Yazmak ve özgürlük


En sevdiğim yazarlardan Sevgi Soysalın Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu kitabı çok etkilemişti beni. Kitaplığımdan uzaktayım ama hafızam beni yanıltmıyorsa Soysal, bir dönem görevlilerin her sabah 7de koğuşları kontrole geldiğini ancak kendisinin 5’te kalkarak kontrole kadar spor yaptığını anlatıyordu. Birileri sizi hapisle, kendi çizdiği bir yaşam biçimiyle sınırladığını sanarken böylesine özgür olmak! Benim de bir türlü verilmeyen giriş- çıkış iznimle ilgili olarak kurban olmayı bir kenara bırakıp özgürleşmem gerekiyordu artık. Özgürlüğüme yazarak ve dostum Therese sayesinde kavuştum.


Kendimi bildim bileli yazıyorum ama yazma eylemini ille de yazar olmakla ilgili görmüyorum. Yazmak benim için su içmek gibi, hayatta kalmak için yapmam gereken, nerdeyse içgüdüsel bir eylem. Ortaokuldayken yazdığım, övgü aldığını hatırladığım ilk yazım da zaten Figen teyzemin evlenmesiyle ilgiliydi. Birlikte oyunlar oynayarak büyüdüğüm teyzemi artık daha az görecek olmak ilk büyük acımdı. Bu acıyla başa çıkmak için kaleme sarılmışım.


Alaska’da internete erişimim olduğu her gün gazetemizi okuyorum. Acılar arttıkça daha çok, daha çok yazmaya başladım. Yazının derinliklerinden, yazdığını fazla ciddiye almaktan ve yazmakla ilgili daha birçok şeyden korkarım. “Neden yayımlanır? sorusuyla da hep uğraştım. Kimi zaman çelişkilere düştüğüm bu boğuşmalar içinde, başta yaban hayatı olmak üzere bazı konularda yazdığım denemeler dışında yayımlatmak amacıyla hiç yazmadım diyebilirim. Ancak yatağından taşan bir nehir gibi, her yanı sular altında bırakarak yazmaya başlayınca, korktuğum ellerimle kendimi boğmak üzere olduğumu anladım. Hani ben hayatta kalmak için yazardım? Hem ya yazmamaya çabalamak yazmayı abartmanın başka bir yolu ise? 



Bir arkadaşım yerel yazarların bir grup kurduğunu söylediğinde gitmem gerektiğine karar verdim. Ocak ayıydı. Juneaunun çoğunlukla sıcak, paylaşımcı ve en önemlisi kasıntılardan uzak ortamına rağmen eşim Jnoyu da peşimden sürükledim. Toplantıda 10 kişi kadardık. Hoşuma gitmeyen bir hava solumaktan korkmam nasıl da boşunaymış. Yazıyla ilişkimizden, kendimizden, diğer uğraşlarımızdan söz ettiğimiz tanışma toplantımız çok keyifli geçti. Sonraki tüm buluşmalara severek gittik. Biraraya gelişlerimizde bol bol edebiyattan söz ettik. Kimi zaman önceden kararlaştırdığımız bir soru üzerinde düşünüp geliyorduk. Kimi zaman sevdiğimiz yazarlardan alıntıları paylaşıyorduk. Sait Faikin Haritada bir nokta öyküsünde geçen Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım" sözlerinden çok etkilenenler, edebiyat dersinde Nazım Hikmeti duyduğunu söyleyenler oldu.



Nedense mesleki yazılar dışında uzun yıllardır İngilizce yazmamıştım. ODTÜ yılları, uluslararası çalışmalar derken bir de yabancıyla evli olduğum için Türkçeyi korumak istedim belki de. Arkadaşlar İngilizce yazdığım şeyler varsa okumak isteyeceklerini söylemeye başladılar. Bu keyifli ortamda İngilizce yazan elimin canlanmasını ben de istiyordum. Bir gün kendiliğinden ya da belki çekici bir zorlama ile canlanırdı herhalde. Sonra Güneydoğu Alaskada ücretsiz dağıtılan, çıtası pek de yüksek olmayan Lattitude isimli dergi, bir sonraki sayısı için su temalı ürünler beklediğini duyurdu.  Nasıl olduysa İngilizce bir kısa oyun yazdım ve gönderdim.



Toplantıyı düzenleyen Therese ile daha ilk günden çok iyi anlaşmıştık. Toplantılar dışında da buluştuk ve sık sık yazıştık. Suyu özleyen kadın ile sudan korkan adam arasında geçen ve the dried and the drowned Kurumuş ve boğulmuş adını verdiğim oyunu çok beğendi. Dergide yayımlanmasından birkaç ay sonra Anchoragedaki bir dans topluluğunun yeni dans projelerine esin olacak şiirler aradığını duymuş, oyunumu göndermemi önerdi. Theresein oyunumda şiiri, dansı görmesi çok mutlu etti beni ama her şey zaten çok hızlı olmuştu. Daha ileriye gidecek cesaretim, hatta ne yazık ki isteğim yoktu. Therese izin verirsen ben gönderirim dedi. Yazdığım şeyi bir çocuk, Thereseyi de teyzesi olarak düşündüm ve çocuğumu özgür bırakmaya karar verdim.


Ağustos sonunda Therese, dans gösterisi için 12 şiir yanında oyunumun da seçildiğini söyledi! 1 Eylülde parmak izimi aldıklarında en az 1 ay daha ülkemi ziyaret edemeyeceğimi söylediklerinde bu yüzden canımı daha fazla yakamadılar. Ülkemi ziyaret etmek için artık verecekleri izni değil, dans gösterisinin tarihini bekliyordum.




İçinden bol geyik geçen Anchorage gezisini bir sonraki yazıda anlatacağım.

27/11/2011 tarihli Cumhuriyet gazetesi'nde yayımlandı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder